Aralik 31, 2025
Hasetçilere Allah’ın 4 Cezası ve Aceh’te Selden Etkilenmeyen Ahmed’in Takipçilerinin Evi
Allah’ın Nebîsi Hızır (aleyhisselâm) beni ziyaret etti ve
şöyle dedi:
“Ey Ahmed, rüyamda sana doğru yaklaşan bir uğultu ve dalgalar
gördüm. Seni, bu dalgaları ve o gürültüyü engelleyemeyen bir duvarla örtülü
hâlde gördüm. Rüyamda hâlinden endişe ettim; uyanınca senin için ve kendim için
Allah’a sığınarak secdeye kapandım.
Ey Ahmed, hiç kimse bir başkasının günahını yüklenmez; ancak
kıyamet günü bir başkasının hakkını gasbeden ya da üzerine alan kimse
müstesnadır. Bu da borç sebebiyle, iftira sebebiyle, gıybet ve nemime
sebebiyle, kardeşlerin haklarını zulümle yemek sebebiyle olur. Hatta bazı
günahlar, sahip olunan hayvanlar sebebiyledir; onları kafeslerinde aç bırakacak
kadar yemlerini geciktirmek, ihmal yüzünden bazılarının ölmesine yol açmak
gibi. Yine hayvanların insanlara eziyet etmesi ve başkalarının ekinlerini
yemesi sebebiyle de günahlar vardır. Şüphesiz Allah, her şeyi koruyan ve hikmet
sahibi olandır; hayvanları insanın ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır.
Allah bu dünyada hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır.
Ey Ahmed, gasbedilmiş mukaddes bir toprakta bir ayrışma meydana
gelecek; onlar birbirlerine vuracak ve birbirlerini düşürecekler. Dünyada her
ayrılığın temelinde, insanların içinde bulunan haset hastalığı vardır. Hasetçi,
kendisi gibi bir hasetçi arar ki birbirlerini düşürsünler. Hasetin ne olduğunu
bilir misin? Haset, Allah’ın lanetlediği İblis’in sıfatıdır; kalp
hastalıklarının aslı, akılların helakıdır. Allah’ın ilminin nurunu söndürür,
Muhammed el-Kerîm’in nurunu, ümmetinin kalplerinden keser; hasetle meşgul
olanların kalplerinden… Haset ehline dünyada ve ahirette azap şiddetlidir.
Allah onlara dünyada üç ceza, ahirette ise bir ceza verir: Dünyada, dar ve
derin bir çukura doğru yürüyen kimse gibidir; oradan çıkamaz. Sonra Allah onun
üzerine bir örtü indirir; artık göremez, hatta kendi elini bile göremez. Son olarak,
ruhu kabzedilirken ölüm meleğinin şiddetini tadar; sanki toprağa kök salmış
yaşlı ve büyük bir hurma ağacı sökülüyormuş gibi. Sonra, dünyada şartlarına
uygun bir tövbe etmedikçe, Allah kıyamet gününe kadar onun tövbesini kabul
etmez; alev alev yanan cehennemde de kendini savunamaz. Allah çok
bağışlayıcıdır, azabı da çok şiddetlidir.
Ey Ahmed, geminde bulunan bir kadının duasını işittim. O
toprağı ziyaret ettim ve geçmişte suyu berrak olan bir kuyunun izlerini gördüm.
Sen onu yeniden kazacaksın; suyu tükenmeyecek, aksine berrak ve faydalı
olacaktır. Senin yüce deden Muhammed bunu sevmektedir. O toprak, senin
tâbilerinin çocuklarının buluşma yeri olacak; orada sevgi ve kardeşlik içinde
bir araya gelecekler. Bu sebeple, o toprakta adil ve doğru nizamlar koyman
gerekir. Dün gece rüyamda, yüce deden Muhammed bana şunu bildirdi: Dalgalar ve
uğultu rüyası, sana gelecek fitneler ve imtihanlardandır. Sonra bana dedi ki:
‘Ey kardeşim Bâliyâ, torunum Ahmed’in o toprakta hakkı yalnızca adil kanunlar
ve hükümler koymasıdır; kıyamete kadar ne eşlerinin ne de soyunun orada bir
hakkı vardır. Toprak Allah’ındır. Ben sevgimi onun üzerine koydum ki, Allah
bana Ahmed’in gemisinde ümmetimle o toprakta sevgi ve muhabbetle buluşmanın
sevincini göstersin; selamlaşsınlar, tebessüm etsinler, paylaşsınlar ve iyilik
üzere yardımlaşan Allah kulları olsunlar.’
Ey Ahmed, o beldenin halkı tarımı ve sana öğrettiğim şeyleri
birlikte yerine getirsin. Sana sarığımda gösterdiğim mimariyle evler ve
mescitler inşa etsinler. İnşası sırasında zorlama olmasın. Bu yapıları şûra
mekânları, ilim öğrenme ve Kur’an ile şeriat hükümlerini öğretme yerleri yapın.
Allah Azze ve Celle bana, yalnızca O’nun ve benim bildiğim bir vakitte orayı
ziyaret etmeyi ve orada gece namazı kılmayı emretti. Ancak tâbilerin o mekânda
benim şahsımı yüceltmesinler; Allah’ı zikirle, Allah Resûlü’nü salât ile
yüceltsinler. Bu, beldeleri için daha hayırlı, daha büyük ecir ve berekettir;
böylece ne deprem olur, ne fırtına, ne de helak edici yağmurlar. Sahibinin ismi
sarığımda yazılıdır; onun kalbi boş kalmayacak, Allah onu huzur ve bereket
nuruyla dolduracaktır.
Ey Ahmed, gemindekiler ticarette fiyatları sabitleme
hususunda birbirlerine sırt çevirmekten sakınsınlar. Anlamıyorlar mı ki ben ve
üç kardeşin size muamelede adaleti öğrettik? Hatta birinci eşinin bazı
görüşleri bizim görüşümüzle örtüştü. Ticaretin liderleri, bazı konularda
birinci eşinin ferasetini örnek alsınlar. Ticareti yöneten iki ortağın,
ulaştıkları kararı adalet ve hikmetle kabul etmeleri ve reddetmemeleri gerekir.
Bu, eskiden pazar hikmetine uyan kadınların efendisi Hatice’ye; Osman’a ve Ebu
Bekir es-Sıddîk’a benzer. Yüce deden, fiyatlandırma meselelerinde çoğu zaman
hüküm vermezdi; Hatice’ye, Osman bin Affân’a, Abdurrahman bin Avf’a, Ebu Bekir
es-Sıddîk’a ve Zübeyr bin Avvâm’a güvenirirdi. Bilmez misin ki onlar, yüce
deden Muhammed’e vahyedilen Allah’ın şeriatini yüceltirlerdi? Deden de onların
doğruluğunu, emanet ehli oluşunu ve cömertliğini överdi. Sahabenin görüşü
olgunlaşmadıkça veya bir zulüm ortaya çıkmadıkça ticarette hüküm vermezdi.
Senin ve geminin liderlerinin de böyle yapması evladır. Çünkü İblis, kalpleri
bozmaktan ve niyetleri saptırmaktan geri durmaz; sen ve tâbilerin sakınsın,
tefekkür etsinler.
Ey Ahmed, kavmin gözleri kör, kulakları sağır mı oldu? Allah
tâbilerini her belada koruyor. Öyle ki sel felaketinde yalnızca birkaç ev
yıkıldı; tâbilerinin evleri ve dokuz ev daha ayakta kaldı, hatta küçük ağaçlar
bile zarar görmedi. Aynı şekilde, arkadaşlarının bulunduğu ülkelerdeki
depremler tâbilerine ancak hafif bir zarar verdi. Allah, kızını Tayvan’daki
büyük bir depremden korudu; o sırada büyük bir binadaydı. Öyleyse Allah’a
hakkıyla secde edin.
Ey Ahmed, keramet; kulun takva ile Allah’la sükûnet
bulmasında ve farzları doğru şekilde yerine getirmesindedir. Kuldan gelen her
samimi sevgiye Allah, büyük sevgisi ve rahmetiyle karşılık verir. Helak ise
kalbin katılığından ve insanlara eziyet eden sert dilden gelir. Sen yüz çeviren
değilsin; aksine onlar kaçtılar, kulaklarını tıkadılar ve hakikate gözlerini
kapattılar. Uzak diyarlarda senin haberlerini okuyanlar var: Kimi tefekkür eder
ve öğrenir, kimi bunları güzel efsaneler sayar, kimi de yalan kabul eder.
Hakikatini anlamaya çalışan kavimler gördüm; onlar İslam ümmetinden değiller
ama kalpleriyle okuyorlar. Sabret; sana gelecekler. Sen ve tâbilerin sakının.
Onlara de ki: Biz ve Ahmed, yalnızca Allah’ın kullarıyız.
Nebî Muhammed’in ahlâkı üzere kardeşlikte uyum ve barışı tesis etmeye gayret
ederiz; tek bir beden gibi kenetlenelim diye. Ben Bâliyâ bin Malkan’ın Ahmed’e
tebliğ ettiklerini kalplerinizle okuyun. Çünkü Ahmed gizlidir.”
Ahmed F. bin A Şems
.png)